Showing posts with label mutluluk. Show all posts
Showing posts with label mutluluk. Show all posts

Wednesday, September 5, 2012

Medenileşmek İyi Bir Şey Mi?



Doktor randevum için her zamanki gibi erken erken yola çıkmıştım. Trafiğin de şakacılığı tutup hiç tıkanmayınca, olmam gereken yere bir saat erken vardım. Bir cafe'de oturup bekleyeyim dedim. Yalnız başıma olunca, eskiden bir sigara yakar, etrafa bakardım. Sigaradan vazgeçeli çok oldu; sigara olmayınca, oyalanmak için ya kitap, ya telefon. Yanımda kitap yoktu. Facebook'tan gönderdikleri oyun taleplerine yüz vermediğim arkadaşlarım da bilirler, oyun oynamayı sevmem. Açtım, telefonumda kayıtlı olan sesli kitaplardan rastgele birini seçtim. Minik kulaklığımı takıp, kahvemin yanında etrafa da bakına bakına dinlemeye başladım. Bir cümle dikkatimi fazlaca çekti.
"İnsanlar sonunda medenileşmekten ölecekler!"
Tam da hissettiğim şeyle klik etti. Sanki ben düşünüyormuşum, ben söylemişim gibi oldu.
Şifanın gelişimi olarak orada burada karşımıza çıkan şu trajikomik alıntıyı bilirsiniz:

M.Ö 2000  - Al, bu kökü ye.
M.S 1000  - O kök dinsizlerin icadı. Bu duayı oku.
M.S 1850  - O dua batıl inanç. Al, bu iksiri iç.
M.S 1940  - O iksir yılan yağı. Al, bu hapı yut.
M.S 1985  - O hap etkisiz. Bu antibiyotiği al.
M.S 2000  - O antibiyotik artık işe yaramıyor. Al, bu kökü ye!


             

Bence de yanlış yöne doğru gidiyoruz. Portakal var, hazır kutuda portakal suyu alıyoruz. Raf ömrü 6 ay, içindeki koruyucu kimyasal miktarını, Allah bilir. Domatesimiz her sene bir sürü tohum veriyor, onu kısırlaştırıp, genetiğiyle oynanmış tohum ithal ediyoruz. Tadı olmayan, şekli süper domatesler yiyoruz. Her köşede enginarcı varken, enginar hapı, sağımız solumuz, mandalina, portakal, limonken, daha etkili diye eczaneden C vitamini alıyor, hatta bağışıklık sistemimiz iyice çöksün diye grip aşısı bile oluyoruz. (Ben hiç olmadım.)

Medenileştikçe daha çok işimiz, daha az vaktimiz var. Bu da garip.
Her işimizi oturduğumuz yerden yapabiliyoruz, nereye gidiyor o artan zamanlar çok merak ediyorum?
Paralel evrenlere kaçıyor herhalde!
Orada çok mutlu yaşayan vahşi insanlar olduğundan kuşkulanmıyor değilim. Gidip bir bakacağım. 😀
Bu arada, değer yargılarımızı da, bir gözden geçirsek mi acaba?



 Okullarda yanlış şeyler öğrettiklerinden neredeyse emin olmaya başladım. Geçenlerde bir okul arkadaşım
- "Sen nasıl böyle oldun, bize okulda, hırslı ve başarılı olmak öğretildiydi" dedi.
- "Ben pek dinlememişim demek ki.." dedim ben de.
İyi ki, dinlememişim. "Başarı" bana sadece iş hayatını çağrıştırmıyor diyemedim.



Okullarda ne öğretiliyor ve neden  diye düşünmenin zamanı da geldi belki de. İş hayatına eleman yetiştiriliyor desek, o da olmamış, olsa bu kadar okumuş işsiz olmazdı. Keşke doğamızı yaşamayı öğretseler. Veya ellemeseler ve biz zaten doğamızı yaşasak! İlla ki bir şey öğretilecekse, niye müzik ve sanat, matematik ve fizik kadar önemli bulunup daha detaylı öğretilmiyor mesela? Ben hiç beni mutlu eden bir integral hatırlamıyorum; pek çok roman, film ve şarkı etmiştir halbuki. Mutlu olmak diye bir kavrama rastladınız mı hiç eğitim sistemimizde? Ya da insanlarla iyi ilişkiler kurmak? Üniversitede var. Halkla İlişkiler. Aynı şey değil, o halkı kandırıp/ikna edip para harcatmak için😔

Çok uzattım. Kaptırdım, gittim. Doktoru beklerken bunlar geçti işte aklımdan. Sonra MR çektirdim. Gayet iyi niyetle "n'aptınız siz, omurga zedelenmesi ve ödeminiz var" diyen teknisyenle, nöroloğumu görmem arasında geçen kabus gibi bir yarım saatten sonra, eski fıtıklarımın biraz azdığını, merak edilecek bir şey olmadığını, yüzmenin iyi geleceğini öğrenip rahatladım.
Şimdi yüzmeye gidiyorum. Size iyi çalışmalar.



Tuesday, October 19, 2010

ÇOCUĞUMA NASİHATLER 1



Hani bilgeye sormuşlar,
- "Verdiğiniz onca doğru kararı neye borçlusunuz?" diye.
- "Tecrübelerime" demiş.
- "Tecrübelerinizi neye borçlusunuz?" diye sormuşlar.
- "Yanlış kararlarıma" demiş.



İnsan, doğrusu öyle bile olsa, kendi çocuğunun acı çekerek, canı yanarak dersler almasına razı olamıyor. "Bak benim elim yandı, sen elini ateşe sürme" demek istiyor.

Başlık için "nasihat" kelimesini özellikle seçtim. Tavsiyeler aynı duyguyu vermeyecekti. Yaşanmışlıktan geriye kalanlar olsun istedim; nasihat daha eski kelime ya, daha bilgelik içerir gibi geldi nedense. Babam nasihat derdi her zaman, belki onu anımsattığı için de hoşuma gitmiş olabilir. Biz babamla çok sohbet ederdik - hatta tartışırdık -, o sohbetlerden geriye ne çok şey kalmış, şimdi onun yokluğunda, yaşadıkça daha iyi görüyorum. (Benden de geriye bir şeyler kalsın bari. Belki ben yokken, lazım olur.)

Bizim çocuklarımız bizimle sohbet etmeye fazla zaman ayıramıyorlar. Onlar bizim onların yaşındayken olduğumuzdan daha meşguller. Onların cep telefonları var, PlayStation'ları var, 1000 kanal televizyonları var. Bizim yoktu. Biz ya dışardaydık, ya da evde. Dışardaysak, arkadaşlarımızlaydık. Evdeysek, müsaittik!

Her neyse. Bugünkü ruh halime göre ilk tavsiyem:

"HİÇBİR ŞEYİ GEREĞİNDEN FAZLA CİDDİYE ALMA, KEYFİNİ KAÇIRMA"



İnsan bunu gerçekten ciddi sıkıntılar, zorluklar veya kayıplar yaşadığında tam olarak anlayabiliyor ancak. O sıkıntıları çekmeyi bekleme çocuğum, söylüyorum işte, bir de böylesini dene.


Hayatında çok önemli değişiklik yaratmayan, küçük rahatsızlıkları, kolaylıkla görmemiş gibi yapabilirsin.

Al sana örnek:

Trafikte önündeki aracın ağırdan alması yüzünden, kırmızı ışığa mı takıldın.(En uzun yananı 90 saniye falan yanıyor!!!) Hiç umursama. Uçağın 90 saniye rötar yaptığında umursuyor musun? Etrafına bakın - belki çok da ilginç bir şey yakalarsın - ıslık çal, şarkı söyle. 90 saniye için sinirlenmeye, keyfini kaçırmaya değer mi?

Bir yere gidecektin de gidemiyor musun?? Gitme. Çok mu önemli? Başka yere git, belki orada daha çok eğlenirsin.

Her şeyin mutlaka bir de iyi yanı vardır, onu gördün mü, neşen hiçbir zaman kaçmaz.
Esnek oldun mu, her şeyden zevk alırsın. Takıntılıysan, her zaman üzülecek bir şey bulursun kendine.

İlk tavsiyem buydu. Zaten hayattaki bütün tavsiyelerim, neşeli olmak, neşeli kalmak ve etrafa neşe saçmakla ilgili olacaktır eminim. Galiba benim hayat amacım o!!! Umarım giderken bile herkes neşeyle yolcu eder beni.

Son sözüm: Neşeli olmak herkese yakışır. Bana inanmıyorsan, resimlerine bak.