Showing posts with label eğitim. Show all posts
Showing posts with label eğitim. Show all posts

Wednesday, December 5, 2012

Anneler ve Yavruları


Selçuk Erdem’in bu muhteşem karikatürünü görünce, çok gülmenin yanı sıra “Ben bu anneyi çok iyi anlıyorum,” dedim utanarak.
Anladım da taa içimden. Hatta “Ben de yapabilirmişim gibi geldi,” dedim eşime dostuma; ve onlar da “Aa ne ayıp,” demediler emin olun. “Biz de yapabilirdik, ne var bunda, annelik böyle bir şey işte,” dediler.

Wednesday, September 5, 2012

Medenileşmek İyi Bir Şey Mi?



Doktor randevum için her zamanki gibi erken erken yola çıkmıştım. Trafiğin de şakacılığı tutup hiç tıkanmayınca, olmam gereken yere bir saat erken vardım. Bir cafe'de oturup bekleyeyim dedim. Yalnız başıma olunca, eskiden bir sigara yakar, etrafa bakardım. Sigaradan vazgeçeli çok oldu; sigara olmayınca, oyalanmak için ya kitap, ya telefon. Yanımda kitap yoktu. Facebook'tan gönderdikleri oyun taleplerine yüz vermediğim arkadaşlarım da bilirler, oyun oynamayı sevmem. Açtım, telefonumda kayıtlı olan sesli kitaplardan rastgele birini seçtim. Minik kulaklığımı takıp, kahvemin yanında etrafa da bakına bakına dinlemeye başladım. Bir cümle dikkatimi fazlaca çekti.
"İnsanlar sonunda medenileşmekten ölecekler!"
Tam da hissettiğim şeyle klik etti. Sanki ben düşünüyormuşum, ben söylemişim gibi oldu.
Şifanın gelişimi olarak orada burada karşımıza çıkan şu trajikomik alıntıyı bilirsiniz:

M.Ö 2000  - Al, bu kökü ye.
M.S 1000  - O kök dinsizlerin icadı. Bu duayı oku.
M.S 1850  - O dua batıl inanç. Al, bu iksiri iç.
M.S 1940  - O iksir yılan yağı. Al, bu hapı yut.
M.S 1985  - O hap etkisiz. Bu antibiyotiği al.
M.S 2000  - O antibiyotik artık işe yaramıyor. Al, bu kökü ye!


             

Bence de yanlış yöne doğru gidiyoruz. Portakal var, hazır kutuda portakal suyu alıyoruz. Raf ömrü 6 ay, içindeki koruyucu kimyasal miktarını, Allah bilir. Domatesimiz her sene bir sürü tohum veriyor, onu kısırlaştırıp, genetiğiyle oynanmış tohum ithal ediyoruz. Tadı olmayan, şekli süper domatesler yiyoruz. Her köşede enginarcı varken, enginar hapı, sağımız solumuz, mandalina, portakal, limonken, daha etkili diye eczaneden C vitamini alıyor, hatta bağışıklık sistemimiz iyice çöksün diye grip aşısı bile oluyoruz. (Ben hiç olmadım.)

Medenileştikçe daha çok işimiz, daha az vaktimiz var. Bu da garip.
Her işimizi oturduğumuz yerden yapabiliyoruz, nereye gidiyor o artan zamanlar çok merak ediyorum?
Paralel evrenlere kaçıyor herhalde!
Orada çok mutlu yaşayan vahşi insanlar olduğundan kuşkulanmıyor değilim. Gidip bir bakacağım. 😀
Bu arada, değer yargılarımızı da, bir gözden geçirsek mi acaba?



 Okullarda yanlış şeyler öğrettiklerinden neredeyse emin olmaya başladım. Geçenlerde bir okul arkadaşım
- "Sen nasıl böyle oldun, bize okulda, hırslı ve başarılı olmak öğretildiydi" dedi.
- "Ben pek dinlememişim demek ki.." dedim ben de.
İyi ki, dinlememişim. "Başarı" bana sadece iş hayatını çağrıştırmıyor diyemedim.



Okullarda ne öğretiliyor ve neden  diye düşünmenin zamanı da geldi belki de. İş hayatına eleman yetiştiriliyor desek, o da olmamış, olsa bu kadar okumuş işsiz olmazdı. Keşke doğamızı yaşamayı öğretseler. Veya ellemeseler ve biz zaten doğamızı yaşasak! İlla ki bir şey öğretilecekse, niye müzik ve sanat, matematik ve fizik kadar önemli bulunup daha detaylı öğretilmiyor mesela? Ben hiç beni mutlu eden bir integral hatırlamıyorum; pek çok roman, film ve şarkı etmiştir halbuki. Mutlu olmak diye bir kavrama rastladınız mı hiç eğitim sistemimizde? Ya da insanlarla iyi ilişkiler kurmak? Üniversitede var. Halkla İlişkiler. Aynı şey değil, o halkı kandırıp/ikna edip para harcatmak için😔

Çok uzattım. Kaptırdım, gittim. Doktoru beklerken bunlar geçti işte aklımdan. Sonra MR çektirdim. Gayet iyi niyetle "n'aptınız siz, omurga zedelenmesi ve ödeminiz var" diyen teknisyenle, nöroloğumu görmem arasında geçen kabus gibi bir yarım saatten sonra, eski fıtıklarımın biraz azdığını, merak edilecek bir şey olmadığını, yüzmenin iyi geleceğini öğrenip rahatladım.
Şimdi yüzmeye gidiyorum. Size iyi çalışmalar.



Thursday, April 22, 2010

Askerlik Yerine Hayatta Kalma Eğitimi



Askerliğin amacı nedir diye sorsanız, ideal olarak "savunmayı öğrenmektir" demek gelir içimden. Yurdunu, milletini, aileni, çoluk çocuğu düşmanlara karşı, tehditlere karşı korumak.
Peki, pratikte öyle midir gerçekten? Hiç askere gitmedim, bilmiyorum doğrusu, ama, bana hiç öyleymiş gibi de gelmiyor.


Şu anda tehdit olarak görülen nedir? Herhalde terör grupları. Çünkü onun dışındaki savaşlar zaten artık teknolojiyle yapılıyor. Terör grupları da öyle profesyonelce eğitiliyorlar ki, ancak profesyonel bir ordu başa çıkabilir onlarla.


Teknolojik savaş derseniz, onda da mesleği askerlik olanların dışında kimsenin eğitiminin yeterli olması pek kolay görünmüyor (buradan bakınca tabi.)


Dünyada doğal afetlerin de artmasıyla düşündüğüm şöyle de bir şey var. Gün gelip de gerçekten "yer yerinden oynarsa/oynadığında", olası tehditlerle başa çıkacak en ufak bir donanıma sahip miyiz hiçbirimiz?




Canımızı, malımızı,yiyeceğimizi yağmacılardan, vahşi hayvanlardan korumayı biliyor muyuz?




Aç kaldığımızda, markete gidip satın almak dışında, yiyecek bulma, su bulma becerimiz var mı?
Gerekirse çakmakla sigara yakmak haricinde, ateş yakabilecek miyiz?
Ve düşünürseniz, aklınıza gelebilecek daha neler neler.

Şimdi bedelli askerlik konuşuluyor. Diyelim ki kabul edildi. Ne olacak, 2 ayda, 4 ayda işe yarar bir eğitim mi alacaklar bu bedelli askerler? Yoo, orada zaman öldürecekler. Tıpkı, bir çok üniversite mezununun, eğitim almayarak diploma alıp, sonra da işsiz kalmaları gibi. Bir işe yaramayacak yani, boşa harcanmış zaman olacak.




Oysa ki, 2 ay 4 ay gibi bir sürede, bu çocuklara, her türlü şartta hayatta kalma (survival) eğitimi verilse, daha yararlı bir iş yapılmış olmaz mı acaba?



Bilmiyorum, bana eğitim dendiğinde, ben diploma almayı/teskere almayı değil de, elle tutulur bir şeyler öğrenmeyi anlıyorum. Başka türlüsü olunca, zamana, emeğe yazık olmuş gibi hissediyorum.





Şu sıralarda da "Tom Brown's Field Guide - Wilderness Survival" adlı kitabını tekrar karıştırmaya başladım. Size de tavsiye ederim.




(Türkçesi var mı bilmiyorum, "Tom Brown'ın Arazi Rehberi - Vahşi Doğada Hayatta Kalma" diye bakabilirsiniz.)




İnşallah gerek duymayız, ama duysak da duymasak da, insanın kendi ayakları üstünde durabiliyor olması aslında böyle bir şey. Tehdit her ne olursa olsun, onunla başa çıkamıyorsak, hayatta kalmamız çok zor.