Aklımdan geçenler, yaşamımdan geçenler, gördüklerim, duyduklarım, düşündüklerim, öğrendiklerim, beğendiklerim, beğenmediklerim. Bende olanlar, bende kalanlar...Daha fazlası için Güncel Blogum'a göz atabilirsiniz.
Showing posts with label Marduk. Show all posts
Showing posts with label Marduk. Show all posts
Friday, December 7, 2012
21.12.2012 Bence Güzel Bir Tarih
21.12.2012. Sizce de güzel bir tarih değil mi?
Belki de öyle bir günde ve öyle bir yılda doğduğum için, ben içinde 2 geçen günleri ve yılları çok severim.
Dolayısıyla bu tarihi de çok sevdim.
Mayaların takvimi bu tarihte bitiyormuş! Eee, Mayaların takvimi hangi tarihte başlıyor ve ne kadar sürüyor, buna baktık mi? Yok!
"7 Şubat'a kadar elektrik olmayacak, güneş doğmayacak, elinizi bile göremeyeceksiniz; aman korkmayın," diyen mailler dolaşıyor ortalıkta. Bir haftalık hava raporunu bile üç defa revize eden bir sistemde, birilerinin elinde bu kadar kesin bir foton kuşağı - manyetik geçiş, ya da her neyse- etkisi öngörmek için mevcut bir teknoloji varsa, zaten 22 Aralık'ta fahiş fiyatlarla sunulacak çareleri de üretmişlerdir çoktan. O yüzden, telaşa kapılmayın derim.
Her ne kadar ihtimal vermese de, insan Milli Piyango çıkarsa ne yapacağını hayal ettiği gibi, elektrik olmazsa ne yapacağını da düşünmeden edemiyor. Ki, elektriksiz kalmak için 3600 yıllık yoldan Marduk gezegeninin gelmesine gerek yok, Sandy kasırgasının bir tur da bu taraftan atması bile yeterlidir aslında.
Labels:
21 Aralık,
21.12.2012,
derKi,
dünyanın sonu mu,
Haktan Akdoğan,
Hasan Çaliktaş,
Marduk,
Maya Kehanetleri
Saturday, April 17, 2010
Doğa Duruma El Koyuyor

Değer yargılarının, insanlığın, hoşgörü, anlayış, iyi niyet gibi kavramların yok olup gittiği, bencilliğin, hırsın ve tüketim manyaklığının kol gezdiği, hatta yaşam biçimi haline geldiği bir çağda, çivisi çıkmış bir dünyanın, iyice sarsılmadan yerine oturmayacağı gerçeğini yavaş yavaş görmeye başlıyoruz gibi geliyor bana.

Savaş yıllarında benimsenen "tasarruf etmek" kavramı, "mümkün olduğunca borçlan, harcayabildiğince harca ve tüket, ekonomi büyüsün" şeklinde değişince, beraberinde pekçok "kullan ve at" felsefesi yaratması ve "değer vermemeyi" teşvik etmesi de kaçınılmazdı.
Felaket tellallarının iddia ettiği gibi, 2012'de kıyamet kopacaksa, kopmaya başlamış görünüyor. Yok, iyimserlerin inandığı gibi, "Altın Çağ" başlayacak, hepimiz bilincimizde yükselme yaşayacaksak, silahlar susacak, her yeri sevgi saracaksa; o zaman, gün doğmadan önceki karanlığı yaşamaya başladık herhalde..
Bu güne kadar kendi kendimize yapamadığımızı, bakarsınız, doğanın dayatmasıyla yapar, aydınlanıveririz!
Hani en büyük derdi "kim beş dakika fazla Play Station oynayacak" olan, tüm güçleriyle bunun savaşını veren çocukların, kapıdan içeri "işten çıkartıldım" veya "bütün paramızı kaybettik; ev de gitti" diye giren babalarını gördüklerinde yaşadıkları, "bir anda, büyük derdin ne demek olduğunu anlama" hissi gibi birşey..

21 Mart'ta Eyjafjallajökull'de yanardağ ilk harekete geçtiğinde, bölge, İzlanda'nın "The Land of Fire and Ice/ Ateş ve Buzlar Ülkesi" tanımını yerinde görmek isteyen turistlerin akınına uğramıştı.

Kısa bir zaman sonra ise asıl etkiler çıktı ortaya. Avrupa'daki havaalanları volkanik küller yüzünden birer birer uçuşa kapatılıverdi.
"Beklenmeyen bir şeyler olup da teknoloji servis dışı kalabilir" dendiğinde, "hadi canım, daha neler" diye bıyık altından gülen, "nasıl olacakmış o" diyerek, her şeye bilimsel açıklama bekleyenlere, açıklamayı doğa yaptı.
Bilimin de teknolojinin de eli kolu bağlı kalabileceğini, bir anda çok açık şekilde gözler önüne seriverdi!!
2004 senesinde de konuyla ilgili yazılar yazmış biri olan gazeteci Serdar Turgut, bunun 2012'de dünyaya teğet geçmesi beklenen gizemli gezegen Marduk'la ilgisi olabileceğinden bahsediyor. (Akşam gazetesindeki yazılarını takip edip, neler söyleyeceğini detaylarıyla okumak lazım.)

Burak Eldem de, 2003'te yazdığı "Marduk'la Randevu" kitabında, "Aralık 2012'de hop diye bir değişim olmayacağını, değişimin zaman içinde kendini göstereceğini, hatta göstermeye başladığını" söylüyordu.
O günden bu güne yaşananları düşünürseniz, haklı da çıktı galiba, değil mi?
Depremler, seller, ekonomik krizler...şimdi de volkanik patlamalar, kül bulutları, havalanamayan uçaklar! Taşları yerinden oynatan o kadar çok şey oldu ki aslında... Kim bilir, belki de her şey durulduğunda, taşlar çok daha güzel şekilde yerleşir.
Belki o zaman, beraberce yaşam savaşı vermiş bir insanlık olarak, aslında hepimizin bir olduğumuzu kabullenir, kendi yarattığımız içi boş kavramlar ve değerler için savaşmaktan vazgeçer; doğaya daha saygılı olur; kendi yarattığımız beton hapishanelerin içinde, hep daha fazlası, daha fazlası.. için çalışarak ömrümüzü tüketmeyiz.

Hatta, bakarsınız, plazalardaki penceresiz, havasız, ruhsuz, otoyol manzaralı dairelerin yerine, şöyle yerlerde oturmak zorunda kalırız mecburen....
(Şimdiden niye gitmiyoruz ki acaba????)
.
Labels:
2012,
değerler,
değişim,
deprem,
doğal afetler,
hava trafiği,
Marduk,
savaşlar,
volkanik küller,
volkanik patlama
Subscribe to:
Posts (Atom)
